TL sıkıntısı zirvede: Devlet makarna, bulgur bile dağıtamıyor

TL sıkıntısı zirvede: Devlet makarna, bulgur bile dağıtamıyor

  TL sıkıntısı zirvede: Devlet makarna, bulgur bile dağıtamıyor   Ekonomiyi yönetmek patates, soğan deposu bastırmak kadar kolay o

Türkiye’yi korkutmak için Trump Ne Yapıyor?
Mevlid Kandili islam Dininde Var Mı?Beygemberimiz ya Sahabiler Yaptı Mı?Yoksa Bid’at Mıdır?
İsrail Barosu Başkanı, ‘yargıçlık için seks’ skandalında şüpheli olarak adlandırıldı

 

TL sıkıntısı zirvede: Devlet makarna, bulgur bile dağıtamıyor

 

Ekonomiyi yönetmek patates, soğan deposu bastırmak kadar kolay olsaydı tüm iktidarlar kalıcılık sağlayabilirdi. Ancak ekonomi birbirine bağlı bir dizi karmaşık sebep ve sonuç ilişkisinin toplamından oluştuğu için bu mümkün olamıyor. Özellikle de yüksek miktarda borçlu bir özel sektörünüz, geliri ve morali düşen bir tüketiciniz varsa…

Böyle krizlerde ortaya çıkan çelişkiler iktidarı bir sarhoş dansını hatırlatan çelişkili, asimetrik hatta trajikomik politikalara yönlendiriyor. Sonuç olarak ortaya çıkan ekonomik yapı hedeflenen istikrardan çok daha uzaklarda oluyor. Tıpkı Türkiye’deki gibi.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun geçen Salı açıkladığı verilere göre Türkiye’de Eylül ayında perakende sektörünün cirosu cari fiyatlarla yüzde 0.3 arttı. Eylül ayında yüzde 6.5 olan tüketici fiyatları göz önüne alındığında bu rakam, ülkedeki tüm tüketimin bir ayda yüzde 6’dan fazla düştüğünü anlatıyor.

TÜİK gibi iktidarın isteği doğrultusunda veri manipülasyonu yaptığı endişeleri artık ayyuka çıkmış bir kurumun açıkladığı bu müphem rakamlar bile sarsıcı.

Eylül’de Ağustos’a göre gıda ve akaryakıt gibi talep elastikiyeti düşük ürünlerde dahi sırasıyla yüzde 3 ve yüzde 7’nin üzerinde reel gerileme var. AKP iktidarının bilindik ‘Yıkılmadık ayaktayız’ retoriği de rakamların felaketini örtemiyor.

Öte yandan biraz mürekkep tadına bakanlar için piyasalardaki bu tepki beklenmedik bir şey değil. Doların, TL karşısında 7.20 TL ile rekor kırmasının ardından ülkenin Merkez Bankası para biriminde stabilizasyon sağlamak için gösterge faiz oranını 6.25 puan artırdı.

Bu bir gecede piyasadaki temel faiz hadlerinin üçte bir oranında zamlanması demek ve şüphesiz böylesine keskin bir hareketin ekonomi üzerinde en az kur artışı kadar keskin bir sonucunun olması doğal.

Yapılan bu politika değişikliği Türkiye’de kurlarda belirli ölçüde dengelenmeyi sağladı. Mesela ithalat azaldı, cari denge fazla verdi. Bu Türkiye ekonomisini sıcak parayla finanse eden piyasalar için uzun süredir beklenen ve istenen bir politika değişikliğiydi.

Fakat sonuçlarının yıkıcılığı doğal olarak oy peşinde koşan ve iktidarının kaidesi ‘kalkınma’ olan bir siyasi parti için tabii bir sonuç olarak memnuniyetsiz bir seçmen grubu ve giderek artan bir toplumsal memnuniyetsizlik üretti.

Ayrıca iktidara ekonomik gücü sağlayan devlet bütçesinin üçte ikisinin doğrudan tüketime dayalı olması ve tüketimde düşüş sonucu ortaya çıkan gelir azalması yıllardır devlet bütçesinden beslenen kesimleri bile tehdit etmeye başladı.

Üstelik sadece iş dünyasını da değil. Çarpıcı bir veri göstermek gerekirse, bütçe rakamlarına göre devletin dar gelirli kesimlere verdiği doğrudan yiyecek yardımının tutarı bile Ekim ayında yüzde 43.5 azaldı. Bu kalemde dokuz aydaki artış sadece yüzde 9.5 oldu. Oysa bu yılki bütçe programında söz konusu kalemde yüzde 36.4 büyüme hedeflenmişti.

Eğitim, barınma ve yiyecek yardımlarını da kapsayan sosyal amaçlı transferler ekimde yüzde 7.5 küçüldü. Popüler bir ifadeyle Türk devleti artık yoksullara dağıttığı ‘makarna ve bulgurdan’ bile kesmeye başladı. Ki bu yardımı alanlar AKP’ye en büyük siyasi desteği veren halk kitleleriydi.

Bu örnek bile, daha iki gün önce TBMM çatısı altında gelen eleştirileri ‘Devletin kasası tarihinde hiç olmadığı kadar güçlü’ sözleriyle yanıtlayan Erdoğan’ın damadı Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın anlatığı ekonomik durumla taban tabana çelişiyor.

Diğer taraftan aslında tüm olumlayıcı retoriği ve krizin sebebini başka kesimlere yansıtma stratejisine rağmen, AKP ekonomi yönetiminin de dolar kurundaki artışı durdurmak için yaptığı sert faiz artışının sonuçlarından ürktüğü görülüyor.

Bir taraftan piyasada dövize yöneliş durusun diye TL’yi azaltıp maliyetini artırmaya çalışırken, diğer taraftan son günlerde art arda alınan kararlar bu paniğin bir göstergesi.

Kasım başından itibaren oto, konut ve beyaz eşya gibi cari açık üreten sektörlerde tüketimi artırmak için yapılan vergi indirimleri, Hazine’nin 1994 krizi öncesini hatırlatırcasına yaptığı ödemesinden az borçlanma girişimleri ve kredi kartlarıyla harcamayı artırmak için birçok alanda taksit sayısını artırma değişikliği, kafa karıştıran zigzaglar oluşturuyor.

Üstelik dövizi durdurmak için yaratılan bu TL krizinin çözülmesi için atılan adımların istenen yumuşamayı sağlayabileceği de son derece şüpheli. Örneğin Kasım başında talebi tekrar canlandırmak amacıyla alınan önlemlere rağmen oto ve konutla ilgili gelen ilk veriler herhangi bir artıya gidiş olmadığını gösteriyor.

Merkez Bankası’nın verilerine göre banka ve tüketici finansman şirketlerinin taşıt alımı için açtığı TL cinsi toplam kredi tutarı Kasım başında bu yana 257 milyon TL azalışla 26.8 milyar TL’ye indi.

Benzer şekilde konut kredilerinde 1.6 milyar TL’lik azalma var. Oysa literatür dünyanın hemen her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de kredi rakamlarındaki değişimle piyasalardaki tüketimin birbirine paralel gittiğini ispatlıyor.

Bir başka gösterge olan banka ve kredi kartıyla yapılan harcamaların toplam tutarının da Ağustos’taki 83 milyar liralık seviyesinden gerileyerek, Eylül’de 72, Ekim’de 81 milyar TL olarak gerçekleştiğini hatırlatalım.

Eylül ve Ekim’de toplam 9.2 puan enflasyonu da hesaba katarsak bu kanalla yapılan harcamalar da reel olarak yüzde 10’dan fazla gerilemiş durumda. Kasım ayında bu rakamda toparlanma yaşanacağına ilişkin çok güçlü işaretler olduğunu söylemek de zor.

Tabii bunların büyük bölümü maliyet unsuruyla ilgili. Faizdeki yüksek seviyeler tüketimde toparlanmayı zorlaştırıyor. Her ne kadar Maliye ve Hazine Bakanı kredi faizlerinin yüzde 25’in altına gerilediğini söylese de bankacılık sistemi verileri başka rakamlar söylüyor:

Kredi oranları yaz başında başlayan ve Merkez Bankası’nın Eylül ayındaki yüzde 6.25’lik zammıyla zirve yapan faiz şokunun yumuşamaya başlasa bile henüz ülkede son dönemde can yakmaya başlayan TL krizinin henüz sona ermekten çok uzakta olduğunu gösteriyor.

Piyasada canlanma için faizlerin düşmesi, onun için de enflasyonun aşağı çekilmesi gerekli. Ancak bunun göstermelik indirim kampanyaları ya da patates soğan dövülerek yapıp yapılamayacağı büyük bir soru işareti.